whatsapp

Search

My Medi Blog

İngilizce Bilenler Daha Hızlı İş Sahibi Oluyor

İngilizce bilmek her bakımdan büyük avantajlar sağlıyor. Özellikle iş dünyasında yalnızca diploma sahibi olmanın yetersiz kalması yabancı dili büyük bir gereklilik haline getiriyor. Daha kolay iş bulmak isteyen kişilerin İngilizce öğrenmesi son derece önemlidir. Kartal İngilizce eğitimi olanakları ile bu açığı kapatmak da oldukça kolay oluyor. Ancak iş amacı ile yabancı dil öğrenmek istiyorsanız bu alanda özel eğitimler almalısınız. Eğitim alacağınız kişilerin iş İngilizcesine hâkim olması büyük önem taşıyor. Yabancı dile hâkim ve grameri en iyi bilen kişiler özel sektörde ve kamu sektöründe farklı pozisyonlarda rahatlıkla iş bulabilme imkânı buluyor. İngilizce Öğrenmenin İş Yaşamında ki Önemi İngilizce öğrenmenin iş hayatında birçok farklı avantajları bulunuyor. Şirketler uluslararası alanda faaliyetler gösteriyorsa mutlaka çalışanlarının yabancı dil bilmesine önem veriyor. Böylece fazladan personel çalıştırma sorunları ortadan kalkmış oluyor. Hatta günümüzde yurt dışı bağlantısı olmayan firmalar dahi kendini yetiştirmiş yabancı dil bilgisi olan personellere daha fazla yer veriyor. Kartal yabancı dil kursu avantajları ile sizler de iş dünyasının yükselen yıldızları arasında yer alabilir ve yüksek başarı elde edebilirsiniz. Yabancı dil bilmek sizleri her zaman bir üst pozisyona taşıyacak olan önemli bir anahtardır. Ancak bunun için de iyi bir kurs eğitimi almanız ve yabancı öğretmenlerle de pratik yapmanız gerekir. İş İngilizcesi Öğrenmek Zor Mudur? Günümüzde hemen her sektörde yabancı dil bilen personel arayışı oldukça fazladır. Donanımlı bir personel olmak sizleri bu süreçte son derece üst seviyeye taşıyacak en iyi şirketlerde iş bulmanıza yardımcı olacak. İş İngilizcesi öğrenmek en zor dil öğrenme aşamalarından biridir. Ancak bu sürecin zorluğunu belirleyen biraz da çalıştığınız sektördür. Fakat alanında en iyi kişilerden yardım almak sürecin daha kolay ilerlemesine yardımcı olur. Kartal dil kursu avantajları ile kolayca dil öğrenebilirsiniz. Kursun eğitmenleri son derece başarılıdır. Gramer, telaffuz ve konuşma gibi konularda kendinizi yetiştirmenize yardımcı olurlar

Eğitimin kanayan yarası: Yabancı dil

Pek çok şirketin uluslararası alanda çalışması, dil bilmeyi zorunlu hale getirdi. Üstelik dünyada 3-4 dil bilen bir nesil, iş hayatında yarışıyor Türkler bu konuda, birkaç adım geride. Okullardaki yabancı dil derslerinin süresinin yetersizliği ve eğitimin niteliği, bu konuda en büyük sorun Anlıyorum ama konuşamıyorum… Yabancı dil bilmiyorum demek yerine pek çok kişi bu kaçış cümlesini kullanıyor. Aslında bu biraz da doğru. Çünkü pek çok kişi söylenenleri anlasa da konuşamıyor. O nedenle okullarda verilen eğitim, sürekli eleştiriliyor. MEB, bu sorunu çözmek için 2015’te ortaokul 5. sınıfın yabancı dil hazırlık olması için çalışmalara başlamıştı. 2017-2018’de, 700 civarında ortaokulda, pilot uygulamaya geçilmişti. Hedef, tüm okullarda olmasıydı. Ancak bu yılın başında uygulamadan vazgeçildi. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da yabancı dil konusunun çok boyutlu bir mesele olduğunu kaydederek, “Öğretmen niteliği, müfredat meselesi, çocukların dile maruz kalma ortamlarının çeşitlendirilmesi gibi birçok bağlamsal faktör var” demişti. Sorunun tek tip yaklaşımla çözülemeyeceğini ifade eden Selçuk, şu açıklamalarda bulunmuştu: “Genel olarak tek tip yaklaşımdan kaçınıyoruz. Kimin neye ihtiyacı var? Bazı gruplar için yabancı dil seçmeli olabilir, neden zorunlu oluyor? Belirli sınıflarda süre çok artacak ama belirli sınıflarda azalacak. Dersleri toplayıp yoğunlaştırılmış bir dönemde verebilir miyiz? Bu konuyla ilgili senaryolarımız var.”

Ders saati 

Bakan Selçuk’un bu sözleri ezberleri bozmuş ve çok tartışılmıştı. Öğrenci ve velilerden yabancı dil eğitiminin az olması nedeniyle şikâyetler gelmeye devam ediyor. Çocuklarının özelde okuyanlardan birkaç adım geride kaldığını belirten veliler, ders saatlerinin artırılmasını ve derslerin içeriğinin zenginleştirilmesini istiyorlar. Bugün devlet okullarında 2. sınıftan itibaren yabancı dil dersi veriliyor. İlkokul ve ortaokullarda 5 ve 6. sınıfta 3; 7. ve 8. sınıflarda ise 4’er saat zorunlu yabancı dil dersi var. Liselerde 9. sınıflarda yabancı dil ders saati 6’dan 4’e düştü. Eğitimcilere göre, iyi derecede sözlü ve yazılı iletişim kurabilmek için yabancı dil eğitimi küçük yaşlardan itibaren verilmeli, 5. sınıf hazırlık sınıfı olmalı ve ders saati artırılmalı. Seçmeli ya da zorunlu, yabancı dil öğrenmede bir problem olduğu gerçek. Peki, dil öğrenmek neden sorun, bunun çözümü yok mu? Bu soruları Just English Dil Okulları Genel Müdürü Mehmet Kartal’a yönelttik. Yabancı dil öğretiminde neden başarılı olamıyoruz? Okullarda dil eğitiminin öneminin vurgulanmaması, sınıfların çok kalabalık olması, belirli bir disiplinin olmaması, kurslarda donanımlı öğretmenlerin olmaması, pedagojik formasyona sahip olmayan, asıl mesleği öğretmenlik olmayan kişilerin eğitim vermeleri gibi sebepleri sıralayabiliriz. Dilin genç yaşta daha çabuk ve kalıcı öğrenileceğini biliyoruz. Bu felsefeden yola çıkarak kurduğumuz justkids sınıfları ciddi talep görüyor. Biliyorsunuz MEB liselerde İngilizce ders saatini 6 saatten 4’e saate düşürdü. Bu sınıfları lise seviyesinde de açıp öğrencilerin dil eksiğini tamamlamayı hedefliyoruz. - Dil kurslarının eğitimi yeterli oluyor mu? Kurslara gidenler de bir süre sonra sıkılıyor, bunun nedeni nedir? Doğru dil kursu seçilirse eğitim konusunda herhangi bir sorun yaşanmayacaktır. Fakat bir de madalyonun diğer yüzü öğrenci; en az kurs seçimi kadar önemli. Öğrenme motivasyonunuzun hiç bozulmaması gerekmekte. Kendimize olan güveni kaybetmediğiniz sürece eğitimden kopmayız, dil öğrenmek sabır ve özveri gerektiren bir konu. Bir çocuğa öğretir gibi dil eğitimini ele alıp sabır göstermeliyiz. Pratik yapmak açısından, İngilizce materyaller araştırılmalı, alt yazısı İngilizce olan filmler, diziler izleyerek aksan geliştirilmeli. Kurslarda konuşma kulüplerine katılın, seviyenize göre kitap okuyun, kendi kendinize İngilizce konuşun, öğretmenlere sorun, onlarla her fırsatta konuşmaya çalışın, yanlış yapmaktan korkmayın. Anlamasanız da sabırla dinlemeye devam edin. Artık İngilizce videolara, sesli metinlere, gazetelere, kitaplara ulaşmak çok kolay. Çok klişe olacak ama dil öğrenmek istiyorsanız çalışmanız ve emek vermeniz lazım. Dili hayatınıza katmanız gerekir. Kursları iyi araştırın - Yabancı dil öğrenmek için yurt dışına gitmek şart mı? Öğrendiğiniz dilin ana vatanında bir süre kalmak, yaşayarak öğrenmek büyük avantaj. Dil öğrenme konsantrasyonunuzu artırır hem de mecburiyetlerle öğrenme süreniz kısalır. Eğer yurt dışına gitme şansınız yoksa seçtiğiniz dil okulu bu eksikliğinizi tamamlar nitelikte olmalı. Piyasada çok fazla merdiven altı diye tabir ettiğimiz, MEB’e bağlı olmayan, denetimlerden uzak kurumlar mevcut; bu kurumlarda bırakın pratik yapmayı herhangi bir dilbilgisini bile öğrenmeniz mümkün değil. Bununla birlikte işini iyi yapan, öğrencilerine kampüs ortamı oluşturan kolej havası olan, derslerin dışında sadece konuşarak dil gelişimine katkı sağlayan dil okulları da mevcut.
Blog Banner

Yabancı dil nasıl kolay öğrenilir?

İngilizce öğrenmek, günümüz şartlarında neredeyse bir zorunluluk haline geldi. Peki hayatımıza bu kadar dahil olan bir dili kolayca öğrenebiliriz? İşte yöntemi... İngilizce öğrenmek, günümüz şartlarında neredeyse bir zorunluluk haline geldi. Hayatımızın her alanına dahil olan ingilizceyi ''Nasıl öğrenirim?'' sorusu ise herkesin aklında. Dil öğrenmenin kolay olduğunu belirten Dilbilimci ve Yazar Emin Gulu, İngilizce öğrenmek ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bütün dillerin köklerini araştırarak ‘Pratik Evrensel Gramer’ metodunu geliştiren Dilbilimci ve Yazar Emin Gulu tam 25 dil biliyor. Bir dili öğrenmek için 2 bin kelime bilmek gerektiğinin ve okuyarak öğrenmek yerine duyarak öğrenmenin daha verimli olduğunun altını çizen Gulu, ilk dili öğrendiğiniz zaman ikinci, üçüncü dilleri öğrenmenin daha kolay olacağını belirtti. Aynı zamanda doğal bir şekilde herhangi bir dili öğrenmek için dilin hakim olduğu coğrafyalarda 5-6 yıl kadar yaşamak ya da o dile maruz kalmak büyük önem taşıyor.

Dünyada en çok konuşulan diller nelerdir? Dilin türleri nelerdir? Yabancı dil en kolay nasıl öğrenilir?

Dünyada en çok konuşulan diller nelerdir? Dilin türleri nelerdir? Dilin içindeki farklı terimler ve anlamları nelerdir? Standart tür nedir? Yerel tür nedir? Sosyal tür nedir? Dil zamanla evrimleşerek insanların iletişimi kolaylaştırmıştır. Milletleri birleştiren, ülkeler arası iletişimi sağlayan ve bağımsızlık göstergesi dil, sosyal kurumdur. Dünyada 7.000 farklı dil konuşulmaktadır. DİLİN İÇİNDEKİ FARKLI TERİMLER VE ANLAMLARI NELERDİR? İnsanların gelişmesi, birbirleri ile kolay iletişim için gerekli araçtır. Dilin içinde farklı kavramlar vardır Bunlar;Ana Dil: Doğumdan itibaren anne , baba ve yakın çevrenin etkisi ile öğrenilen dildir. Toplumları oluşturan, ülkenin birlik ve beraberliğini sağlayan en önemli yapı taşıdır.Özel Dil: Çoğunlukla bireyin mesleğine göre belirlenen dillerdir. örneğin; Hekim Dili, Denizci DiliGeçerli Dil: Toplumda farklı dillerin konuşulması ve anlaşmak için kullanılan ortak dili ifade eder. DİL TÜRLERİ 1. Standart Tür: Bir ülkenin önemli yapı taşıdır. Gazetelerde, okullarda, vergi dairelerinde aklınıza gelebilecek her konuda belirlenmiş dildir. Öğrenim dili olarak belirlenen dil, devletlerin bağımsızlıkları belirleyen ve göstermek için yaptıkları en önemli noktadır.2. Yerel Tür: Kullanılan standart dilin bölgelere ve kültüre göre değişmesi sonucudur. Dil yapısının doğal çevre, kültür, okumuşluk seviyesi gibi unsurların sebep olduğu, doğal yollar ile oluşmuş, iletişim alanı sınırlı ve resmi ortamlarda tercih edilmeyen konuşma türüdür. Gazetelerde ve okullarda bu dil türü kesinlikle kullanılmaz ve öğretilmez.Örneğin; Karadeniz yöresine ait, "eldurdun" kelimesidir. Standart dilde bu kelime, "öldürdün" olarak kullanılır. Türkiye'nin Anadolu Bölgesi'ne baktığımızda 11 yüzyılda buralarda yaşayan oğuz boylarının farklı ağız yapılarından kaynaklanan yerel türler oluşmuştur. Örneğin;-Doğu Grubu Ağızları( Diyarbakır, Elazığ, Artvin)- Kuzeydoğu Grubu Ağızları ( Rize, Trabzon,- Batı Grubu Ağızları ( Adana, Amasya, Ankara, Balıkesir) 3. Sosyal TürSosyal türün oluşmasında en önemli nokta meslek, yaş, cinsiyet ve toplumsal statüdür. Aynı yaş grubundaki kişilerin kendi aralarında geliştirdikleri türdür. Yaşa bağlı olarak orta yaş grubunda yer alan kişiler daha çok "bey, hanım" hitap kelimelerini kullanır. Genç kesimde bu kelimeleri görmek zordur. Aynı meslek grubundaki kişiler kendi aralarında oluşturdukları dil, sosyal türü etkileyen unsurlardandır. Sosyal statü kullanılan cümlelerin yapısını etkiler. Öğretmen- öğrenci ilişkisi, patron- çalışan arasındaki ilişki birbirinden farklı olacaktır.DÜNYADA EN ÇOK KONUŞULAN DİLLER NELERDİR Sıkça araştırılan ve merak edilen konulardan biridir. yeni bir dil öğrenmek isteyen, iş sektöründe şans payını artırmak isteyen çoğu kişinin araştırdığı bir konudur. İstatikler dahilinde belirlenen sıralama aşağıdaki gibidir.Çince: Çoğu kişinin en çok konuşulan dil nedir? sorusuna, ingilizce cevap verecektir. Fakat dünyada en çok konuşulan dil, çincedir. Bu durumun en büyük nedeni, Çin Halk Cumhuriyeti'nin nüfusudur. Çin halkının ekonomisinin yükselmesi, diğer ülkelerin bu dili kullanılmasını sağlamaktadır. İngilizce: Dünyada en çok konuşulan 2. dil ingilizcedir. Yaygınlık bakımından ingilizce ilk sıradadır. Genellikle iş ve eğitim hayatında ingilizce ön plana çıkmaktadır. En çok konuşulan ülker, ABD, Britanya, Avustralya ve Malta gibi ülkeler bulunmaktadır. İspanyolca: 3. sırada ispanyolca yer almaktadır. Bunun nedeni, anadili ispanyolca olan ülkelerin fazla olmasıdır. Latin Amerika ülkelerinin bir çoğunun ana dili ispanyolcadır.Hintçe: Nüfus yoğunluğunun fazla olması, bu sıralamada hint dilini ön sıralara taşımıştır. Hindistan film endüstrisi Bollywood, dünya genelinde oldukça popülerdir. Arapça: 5. sırada arapça yer almaktadır. Kur'an'ın orjinal dilinin Arapça olması bu sıralamadaki en önemli nedendir.Malayca: Malayca bu sıralama da 6. sıradadır. Bu durum sizi biraz şaşırtabilir. Fakat Tayland, Filipinler ve Endonezya, Malezya, Brunei ve Singapur'da malayca ana dil olarak kullanılmaktadır.Rusça: Rusça bu sıralama kendine yer bulmaktadır. Kiril alfabesi kullanılan dili, Ukrayna, Kazakistan, Beyaz Rusya gibi ülkeler kullanmaktadır.Bengalce: Dilin kökenini incelediğimizde Güneydoğu Asya'nın Bengal bölgesini kapsamaktadır. Günümüzde ise bu bölgeler Hindistan ve Bangladeş bölgelerini kapsamaktadır.Portekizce: Brezilya, Macao ve Gao gibi ülkelerin resmi dilleridir. Buna ek olarak Latin Amerika ülkesinde de yaklaşık 190 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.Fransızca: Eskiden hissedilen baskın fransız kültürü sebebiyle fransızca 10. sırada yer almaktadır. YABANCI DİL EN KOLAY NASIL ÖĞRENİLİR? Dil ve beyin birbiri ile iletişim halindedir. Düşüncenin dışa vurumu kelimeler ile dolayısı ile dil ile meydana gelir. Anadiliniz dışında öğrenmek istediğiniz dili, nasıl kolayca öğrenebilirsiniz. Doğru seçim yapmak çok önemlidir. Dünyada en çok konuşulan diller sıralamasına göre seçim yapabilirsiniz. Daha sonra kolayca bu dili öğrenmek için sizlere birkaç ipucu sıralayacağız.Dinleyin: Yabancı dil öğrenmede en basit yöntem film izlemektir. Altyazılı bile izleseniz sizin için önemli. Dinlerken kelimeler hafızanıza yerleşiyor ve öğrenme kolaylaşmış oluyor.Yazın: Çoğu insan yazarak daha rahat öğrenebilir. Yazın ve yazarak öğrenmeyi eğlenceli hale getirin. Oyunlar oynayın, böylelikle daha rahat öğrenirsiniz.Konuşun: Pratik öğrenmede püf noktasıdır. İş pratiğe dökülmeden asla öğrenilmez. Yabancı arkadaşlar edinmeli ve sürekli olarak konuşmalısınız. Hatalar daha çabuk fark edilip, düzeltilebilir.Teknolojiden Faydalanın: Film izlemek, oyun oynamak ve başka ülkelerdeki kişilerle online olarak görüşmek işinizi kolaylaştıracaktır.

İngilizce olmadan girişim olur mu?

Yazının başlığına bakıp tüm dünyada olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de çok popüler olan ‘girişimcilik’ kavramıyla yabancı dil bilmenin ne ilişkisi var diyebilirsiniz. Aslında yabancı dil bilmenin düşündüğümüzün çok daha ötesinde birçok boyutla yakından ilişkisi var. Dünyayı bilmek, sorgulamak, yeni keşifler yapmaya çalışmak, bir problemi çözebilmek, bakış açısını genişletmek, dünyaya tersten bakmak; yabancı dil bilmekle doğrudan ilişkili. Girişimcilik deyince akla gelen ilk isimlerden olan Jack Ma aslında bunun canlı bir örneği. Alibaba’nın kurucusu olan Ma’nın hayat hikâyesinde de İngilizce bilmenin girişimci olmak için son derece etkili ve önemli bir adım olduğuna dair izler bulmak mümkün. Şöyle ki; 1964’te Çin’de doğan Ma’nın çocukken en büyük hayali İngilizce öğrenmekmiş. Dokuz yaşından itibaren her sabah erken kalkıp turistlerin en yoğun olduğu otele bisikletiyle gidip onları ücretsiz bir şekilde gezdirerek İngilizcesini geliştirmeye çalışırmış. Çocuk yaşta bile İngilizce bilmenin kendisine çok önemli fırsatlar sunacağına inandığı açık. İngilizcenin yabancı dil olarak öğretildiği bir ülkede, Jack Ma -tıpkı hepimizin yapabileceği gibi- İngilizceyi bir fırsata dönüştürmüş. İşte ben de bu yazıda; çeşitli ölçütlere göre oluşturulan ve her yıl tüm ülkeleri ürettikleri inovasyon ve girişimler açısından sıralayan Küresel İnovasyon Endeksi bağlamında girişimcilik kavramıyla, tıpkı Ma örneğinde olduğu gibi, yabancı dil bilmenin ilişkisini irdeleyeceğim. YABANCI DİL BİLMEK NİYE GEREKLİ? Yabancı dil bilmek; Türkiye’de herkesin ne yazık ki başarısızlıkla yorumladığı bir alan. Son yıllarda yapılan ulusal ve uluslararası sınavlardaki durumumuz; sadece yabancı dil değil diğer alanlarda da (Türkçe, sosyal bilimler, fen bilimleri, matematik gibi) pek parlak bir görüntü sergilemediğimizi gösteriyor. Ancak insanların ısrarla ‘Neden yabancı dil öğrenemiyoruz?’ sorusuna bu kadar ilgi göstermesinin altında genel bir başarısızlık durumunun dışında çeşitli etkenler de var. Gelin onlara bakalım: 1- Herhangi bir yere iş başvurusu için gittiğinizde size ilk sorulan sorulardan biri İngilizce bilip bilmediğiniz oluyor. Ülkenin ihtiyacı bağlamında değerlendirdiğimizde bırakın bir yabancı dili, en az iki yabancı dili etkin olarak kullanabilme gerekliliği her fırsatta karşımıza çıkıyor. Çeşitli ekonomi dergilerinin yaptıkları analizlere göre; uluslararası şirketlerimizi yönetecek yüksek düzeyde İngilizce yeterliliğine sahip Türk icra kurulu başkanlarının (CEO) sayısı beklentinin çok altında. Durum böyle olunca bizim şirketlerimizin üst düzey yöneticileri yüksek İngilizce becerilerine sahip yabancılar oluyor ve daha yüksek maaş alıyorlar. 2- Ülkenin son 20 yılında yaşanan değişikliklerin bir sonucu olarak; insanlar artık daha fazla hareketli. Eskiden bir yabancı ülkeyi ziyaret edip orada turistik amaçlı da olsa vakit geçirmek hem çok masraflı hem de çok zahmetli bir işken son zamanlarda pekâlâ mümkün olabiliyor. İnsanlar, fırsat kuponlarından tutun da çok önceden alınan uçak biletlerine kadar Airbnb gibi ev kiralama sitelerinden tutun da booking.com gibi uygun fiyatlı konaklama seçeneği sunan imkânlar sayesinde yılda pek çok kez yurtdışına çıkabiliyor. Bu da İngilizce bilme ihtiyacını daha önemli hale getiriyor. Çünkü insanlar yurtdışına çıktıklarında; yabancı dillerini kullanarak, pasaport kontrolünden rahatlıkla geçebilmek, almak istedikleri şapka için pazarlık yapabilmek, şehrin en iyi lokantasına gidip güzel bir akşam yemeği yiyebilmek istiyor. Bu da onların en doğal hakkı. 3- Teknolojik gelişmelerin ışığında İngilizce bilmek çok daha önemli bir hale geldi. Kısa sürede her türlü bilgiye ulaşma isteği ve bu bilgilerin büyük kısmının ağırlıklı olarak İngilizce içerikler olmasından dolayı insanların bu kaynaklardan etkin bir şekilde yararlanmaları önem kazanıyor. Bu İngilizce içerikler sayesinde yeni iş alanları doğuyor. İnsanlar gelişen teknolojiler sayesinde oturdukları yerden bilgiye ulaşarak dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan diğer insanlarla işbirliği içinde yeni oluşumlar ortaya çıkarıyor. KÜRESEL İNOVASYON ENDEKSİ VE İNGİLİZCE YETERLİLİK ENDEKSİ Her yıl inovasyon girdi alt endeksleri ve inovasyon çıktı alt endekslerinden elde edilen veriler ışığında oluşturulan Küresel İnovasyon Endeksi’nin 2019 sıralamasındaki üst sıralardaki ülkeler- tabloda görüldüğü gibi- İsviçre, İsveç, ABD, Hollanda, Birleşik Krallık, Finlandiya. GİRİŞİM İÇİN BİR FIRSAT Sürekli olarak Phil Knight (Nike’ın kurucusu), Howard Schultz (Starbucks Yönetim Kurulu Başkanı), Jan Koum (Whatsapp’ın yaratıcısı), Sergey Brin (Google’ın kurucusu) gibi girişimcilik hikâyelerine sahip insanların hayatına ilgi duyan gençlerimizin olduğunu biliyorum. Bu gençlerin İngilizceyi bir tehditten ziyade bir fırsata çevirmeleri ve İnovasyon üretecek Ar-Ge, Know-How bilgisine sahip olmaları için internet’te bulunan İngilizce içeriklere erişim sağlamaları, bu içerikleri hızlı bir şekilde yorumlamaları, bu yorumlama sürecinden sonra yerel ihtiyaçlara göre bu içerikleri uyarlamaları gerekecektir. Ancak böylelikle Küresel İnovasyon Endeksi’ndeki hiçbirimizi tatmin etmeyen 49’unculuk, üst sıralara taşınabilir. İngilizce bilmek girişimciliği tetikler, girişimcilik inovasyonun oluşmasını mümkün kılar. Tek gereken buna inanmak. Belki de İngilizce Yeterlilik Endeksi’ndeki sıramızı yukarılara çekebilirsek –elbette diğer değişkenler de etkili- ülke olarak üretme potansiyeline sahip olduğumuza inandığım Whatsapplar, Twitterlar, Uberler, Airbnbler bizim ülkemizden de çıkabilir. Neden olmasın

Dil öğrenmek için hiçbir engel yok

Birçok bireyde üniversiteyi bitirdikten sonra “Keşke İngilizceye daha fazla önem verseydim ve öğrenseydim” diyor. Daha sonra İngilizce öğrenmeye başlıyor. Bu aşamada motivasyon çok önemli. Motivasyonu yüksek olan insanlar öğrenmeye de adanmışsa ve zaman ayırıyorsa, dil öğrenmek için hiçbir engeli yok. Bir dili sıfırdan öğrenmeye çalışmanın en zor yanı motivasyonu yüksek tutmak ve zamanı ayırmaktır. Bu ikisi olduğunda bireyler dili rahatlıkla öğrenebiliyor. Günlük hayatta evin içinde veya çevrelerinde konuşulmayan bir dili öğrenmekle, İngilizcenin konuşulduğu bir ortamda öğrenmek arasında yöntem ve strateji farkı var. Örneğin; bir birey İngilizce konuşulan bir ülkede yaşıyorsa oradaki topluma katılmak için dili öğreniyor. Halbuki bizim gibi İngilizce konuşulmayan bir ortamda; daha iyi iş sahibi olabilmek, İngilizce okuyabilmek, yazabilmek, seyahatlerde kullanabilmek için İngilizce öğreniliyor. Bu amacın farklılığı da yöntem farkını getiriyor. İnsanlar evinde kullanılmayan bir dili de rahatlıkla öğrenebilir. Dilin okulda öğretildiğinde kullanılan yöntemlerin, öğrencinin öğrenebileceği türe uygun olması çok önemli. Dil, öğrencinin yaşına ve bilişsel düzeyine uygun yöntemlerle öğretilmeli. Örneğin 9-10 yaşındaki öğrencilere dil bilgisi öğretilmeye kalkılırsa bu yöntemle öğrenemezler. Onların yaşına uygun yöntemlerin kullanılması gerekiyor. Küçük yaşlarda yaşına uygun olması için dilin somut olması lazım. Bu yaşlarda öğrenmenin sınıf ortamında gerçekleşmesi çok önemli. Örneğin; hikayelerin kullanılması, film izlenmesi, derste diyalogların yer alması, sözcük bilgisinin geliştirilmesi, o yaş grupları için daha uygun olan yöntemlerdir. Yaş ilerledikçe daha soyut şekilde, biraz daha dil bilgisine ağırlık verilebiliyor. Öğrenciye, öğrenme sorumluluğu verilebiliyor. Dil eğitimine küçük yaşta başlamanın avantajı farkında olmadan dil öğrenmeleri. Çünkü ortam İngilizce kullanmasını gerektiriyor. Küçük yaşta öğrenildiğinde aksan da daha az belirgin oluyor. Anadilde olmayan bazı sesleri çıkarmak ileriki yaşlarda daha kolay oluyor. Tabii herkes küçük yaşta öğrenemiyor. Sonradan öğrenmeye çalışanlar ise bir bu işe zaman ayırmalı ve motivasyonu yüksek tutmalı. Bu işin sırrı o. TEKRAR YAPARAK ÖĞRENMEK ETKİLİ BİR YÖNTEM Kelime bilgisini geliştirirken iki boyut çok önemli. Birincisi sözcüklerin nasıl öğrenildiği. Sözcük öğrenilirken kullanılan bir yöntem tercüme. Fakat bilimsel çalışmalar gösteriyor ki tercüme, dil öğrenmede zihnin çalışmasını bir miktar yavaşlatıyor. Dolayısıyla sözcüğü direkt öğrenmek daha etkin bir yöntem. Diğer boyut ise İngilizce düşünmek. Bir öğrenci herhangi bir nesneyi gördüğünde örneğin kalem değil ‘pencil’ diyebilmeli. Bu onu İngilizce düşünmeye yönlendirecek ve zaman içinde, dili kalıplar halinde öğrenecektir. Özellikle küçük çocuklara İngilizce öğretilirken sınıfta mümkün olduğunca az Türkçe kullanıp, İngilizceyi direkt olarak kullanmak daha etkin bir yöntemdir. İkinci önemli konu ise tekrar yapmak. Örneğin bir sözcük öğrenildi, onun aktif bellekte bulunması için bir süre sonra tekrar o sözcükle karşılaşılması ve kullanılması gerekiyor. Birçok öğretim materyali bunu uyguluyor. Daha önce öğrenilen bir kelimeyi zaman zaman öğrencinin karşısında tekrar çıkarıyor. Dil öğrenirken uzun zamanlar ayırmak yerine kısa sürelerde tekrar yaparak öğrenmek daha etkili bir yöntem. Örneğin; öğrenci bir oturuşta 1 saat çalışacaksa, bunu daha kısa yapıp araya başka aktiviteler de koyarak iki 30 dakikada yapması öğrenmeyi destekliyor. Akıcı konuşmak için ise pratik gerekiyor. Dil hata yaparak öğrenilir. Hiçbir zaman kusursuz bir şekilde konuşulmaya başlanmıyor. Hatalar yapılıyor, bunlar öğrenilerek daha akıcı ve net olarak konuşuluyor. Diğer boyut ise dili duymak ve okumak. Güncel olarak internetteki öğrenme programlarının ve uygulamaların iyi planlanmış olanları da dili öğrenmeye yardımcı oluyor. Bu uygulamalardan bazıları aralıklı tekrar ilkesini benimsemiş. Bu tip uygulamaların en cazip tarafı birey günümüzde telefonunu sürekli yanında taşıdığı için kısa öğrenmeleri de yapabiliyor YURTDIŞINA GİTMEK ŞART DEĞİL Dil öğrenmek için yurtdışına gitmek şart değil. Fakat akıcı konuşabilmek için anlamlı bir ortamda konuşmalıyız. Örneğin; etrafta Türkçe konuşmayanlar varsa onlarla sohbet etmek dili doğal bir ortamda öğrenmemizi sağlıyor. Fakat böyle ortamları yaratmak mümkün değilse, konuşma grupları veya kulüpleri oluşturulabilir. İngilizce öğrenenlerin bir araya geldiği bir yerde bir saat boyunca metin üzerinden tartışılabilir. Anadili İngilizce olmayanların bir araya gelerek birbirleriyle İngilizce konuşması pratik açısından etkilidir. Hiçbiri mümkün değilse, yine bilgisayar veya mobil cihazlarda konuşmayı gerektiren diyalog çalışmaları da var. Bunların hepsi kullanılabilir. Dizi izlemek (İngilizce alt yazılı) dili geliştirmekte etkilidir. Bir diğer önemli boyut ise aynı bölümü veya aynı filmi birden fazla izlemek. Dil öğrenirken insan ilk izlediğinde bütün detayları yakalayamayabilir. Veya konuyu anlamaya odaklanabilir. Fakat ikinci kez izlendiğinde sözcüklerin kullanım yerlerini ve farklı şekillerini görebiliyor. Dil öğrenen bireylere aynı bölümü birden fazla izlemelerini şiddetle öneriyorum. Müzik dinlemek de aynı şekilde, bir şarkı birden fazla dinleniyor, oyun oynamak da öyle. Fakat bunların hepsinin bir süre limiti var. Belli süreler olmalı. Bu süreler ise yaşa göre değişkenlik gösteriyor. Örneğin; küçük çocuklara verdiğimiz süre yarım saat. Genç yetişkinler için ise en fazla 45 dakika. Ara vermek ve tekrar dile dönmek de çok faydalı. EZBER FAYDASIZ Dil eğitiminin iletişim odaklı olması çok önemli. Ezbere dayalı bir öğrenme şeklinin dil eğitimine faydası olmuyor. İnsanlar o sözcükleri anlamlı bir bağlam içinde görerek ve kullanarak öğrenebiliyor. Bu yüzden kendini ifade eden ve karşındakini anlamaya yönelik bir yöntem çok daha başarılı. Öğreticiler ise her zaman öğrencinin motivasyonunu yüksek tutmalı. Öğrencinin ihtiyacına ve ilgisine yönelik yöntemler kullanmak çok önemli. Örneğin; büyümekte olan bir yetişkin grubuna edebi bir metinle öğretmeye çalışmak yerine, iletişim odaklı; onların zevkine dayalı, ilgisini çekebilecek hikayeler okumak veya seveceği şiirler okumak gibi yöntemler daha etkili. Eğitimin birinci sırrı: bireyler başarılı oldukları sürece öğrenmeye devam ediyor. Öğrenciler başarısız olduğunda ilgi ve motivasyon kaybı yaşıyor. Bu nedenle öğrenciler başaracak şekilde hazırlanmalı. Çünkü bireyler yapıkça motive olur, motive oldukça öğrenir ve başarır.
Back to Top
Product has been added to your cart